Ramazan ve Kardeşlik

Kardeşlik, Müslümanlar arasında dinî birlik, sevgi ve dayanışmayı ifade eden ahlâkî bir kavramdır. Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde “kardeşlik” anlamına gelen “uhuvvet”  kelimesinin hem gerçek anlamda hem de mecazi anlamda (din kardeşliği) kullanıldığı görülmektedir.

İslâm dini, inanç birliğini, akrabalık da dahil olmak üzere bütün yakınlıkların üstünde arar. Nitekim Tevbe sûresinde (9/23) “Ey iman edenler! Eğer kafir olmayı imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyiniz”; Mücadele sûresinde (58/22) ise “Allah‘a ve ahiret gününe inanan bir toplumun, babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları bile olsa Allah ve Rasûlüne düşman olanlarla dostluk kurduğunu göremezsin” buyurulmuştur. Öte yandan Kur’ân’ın telakkisine göre “Müminler sadece kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin” (Hucurât, 49/10). Bu ayet-i kerime kardeşler arasında dargınlığa izin vermemekte, aralarını düzeltmeyi, diğer mü’min kardeşlere emretmektedir. Bununla birlikte Allah’ın rahmet ve merhametini de müjdelemektedir. Böylece, iman edenler arasında kardeşlik hukuku tesis edilmiştir.

Hz. Muhammed de bir hadislerinde “Müslüman müslümanın kardeşidir.; ona zulmetmez, onu başına gelen musibette terk etmez, onu zâlimin zulmünde bırakmaz. Müslüman, din kardeşine yardım ettikçe, Allah da ona yardım eder. Kim, Müslümanın dünya ile ilgili bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyametteki bir sıkıntısını giderir. Kim müslümanın ayıbını örterse, Allah da ahirette onun ayıbını örter”[1] buyurmuştur.

Hz. Peygamber, dünyanın neresinde olursa olsun, hangi devirde yaşamış bulunursa bulunsun bütün Müslümanların birbirlerinin din kardeşi olduklarını tüm dünyaya duyurmuştur. Hatta bizzat kendisi Medine'yi teşrif ettiklerinde, Mekke'den gelen muhacirlerden her birini Medineli Müslümanlardan biri ile kardeş ilan etmiş, böylece ilk İslam cemiyetini, kardeşlik esas ve uygulamasıyla başlatmıştır.

Müslümanların kardeşliği Kitap ve sünnetle ilan edilmiştir. Modern dünyanın sosyal dayanışma dediği ve özlemini çekip bir türlü gerçekleştiremediği oluşumu, dinimiz asırlar öncesi gerçekleştirmiştir. Müslümanların nasıl kardeş olmaları gerektiğini; başka bir ifade ile kardeşliğin ölçüsünü Allah’ın elçisi bize şöyle açıklamıştır: “Müminler, birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve korumakta, tek bir vücut gibidir. Vücudun herhangi bir organı rahatsız olursa, öteki uzuvlar da bu yüzden rahatsız olur ve uykusuz kalır.”[2]

Yine sevgili Peygamberimiz bir başka hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadırlar: “Müslümanlar kardeştirler, hiç birinin diğerine takvadan başka üstünlüğü yoktur.”Görüldüğü üzere İslam dinini bize öğreten Hz. Peygamber (s.a.s) bir yandan iman esaslarını gönüllere nakşederken, diğer yandan bu akide etrafında toplanan ırkları, ülkeleri, renkleri ve dilleri farklı olan insanları, bir “din kardeşliği” altında birleştirip kaynaştırmıştır. 

Kardeşlik kutlu ve güçlü bir bağ olduğu kadar büyük bir sorumluluktur aynı zamanda. Aynı dine mensup insanların adedince büyüyen bir sorumluluk. Kardeşler arasındaki ilişkilerin nasıl olması lazım geldiği konusunda hem Kur'ân-ı Kerîm'de hem de Peygamberimiz’in hadis-i şeriflerinde çok ciddi tavsiye ve uyarılar bulunmaktadır. Bütün bu uyarı ve tavsiyelerin özünü aslında "kardeşlik" kelimesi ifade etmektedir. Hz. Peygamber de bu yüzden kardeşler arasındaki her türlü münasebette, Müslümana kendi nefsini ölçü almasını öğütlemiştir. O (sallallâhu aleyhi ve selem) şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz, kendi nefsi için istediği bir şeyi, mümin kardeşi için de istemedikçe, gerçek mümin olamaz.”[3] Bu hadis-i şerif, din kardeşliği sorumluluğunu bütün boyutlarıyla pek özlü bir ifade ile ortaya koymuş bulunmaktadır.

Müminler hem bütün insanlıktan hem de iman kardeşlerinden sorumludurlar; dünyada haksızlığın engellenmesine (Âl-i İmrân, 3/108), din ve vicdan özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve hürriyetlerin uygulanmasına katkıda bulunmak (Nisâ, 4/75; Hac, 22/40), ülkede ise bunlara ek olarak mümin kardeşler arasındaki anlaşmazlıkları adaletle çözüme kavuşturmak, haksızlıkta ısrar edenlere karşı haklının yanında yer almakla yükümlüdürler.[4]

İşte bu duyguların daha da perçinlendiği ve doruğa ulaştığı mevsimlerden birisi de Ramazan ayıdır. Bu ayın gelmesiyle birlikte İslam kardeşliğinin zirveye ulaştığı, Müslümanlar arasındaki birlik, beraberlik ve dayanışmanın daha da arttığı herkesin malumudur. Ramazan ayı, bize kardeşliğimizi yeniden hatırlatma fırsatı verdiği için bu anlamda çok önemli faziletlerle dolu bir aydır. Ramazanın özündeki rahmet, merhamet ve bereket, hem gönüllerimizin kirlenmişliğini ve tozunu gidermekte hem de şahlandırdığı sevgi, kardeşlik ve paylaşma duygularıyla toplumsal hayatımızın huzur ve barışına büyük katkı sağlamaktadır.

Öyleyse Ramazan ayı vesilesiyle din kardeşliğimizi daha da pekiştirmek için çaba gösterelim. Birlik ve beraberliğimizi bozmak, bizi parçalamak, bölmek ve güçsüz düşürmek isteyen şer odaklarına fırsat vermeyelim. İslam kardeşliğini ilelebet yaşatalım.  

Bu güzel ayda dargınlıkları unutmak, barış içinde yaşamak, kardeşlik duygularımızı pekiştirmek hepimizin ortak hedefi ve arzusu olmalıdır. Ramazan ayında biraz daha yoğun olarak düşkün ve muhtaçlara yardım elimizi uzatmalı çocuk ve yaşlıların gönüllerini almalıyız. Kardeşlik ve dostluk köprüleriyle gönül sofralarında buluşmalıyız.

Toplumsal hayatımızda önemli yeri bulunan Ramazan ayı, kaygıların ve sıkıntıların geri plana itildiği, sevginin, saygının ve hoşgörünün pekiştiği, insan ilişkilerinin güçlendiği, umutların canlandığı bir dönemdir. Bu vesileyle, dargınlıkları ve kırgınlıkları unutmalı, birlik ve dayanışmamızı artırmalı, geleceğe inancımızı her koşulda korumalıyız. Tüm Müslümanları ortak düşünce ve değerlerde buluşturan Ramazan’da, barışın ve hoşgörünün sürekli kılınması, toplumun tüm katmanlarında uzlaşma kültürünün yerleşmesi için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeliyiz.

Ramazan’ın anlamını, güzelliğini ve değerini, sayılı Ramazan günleriyle sınırlı tutmayarak hayatın her döneminde ve tüm ilişkilerimizde hatırlamalıyız. Hoşgörü, barış ve kardeşlik ortamının toplumun tüm kesimlerinde oluşmasının sorunlarımızın çözümünde etkili olacağını unutmamalıyız.  Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammedin kardeşlik anlayışını yeniden gözden geçirmeli ve birbirimize karşı olan görevlerimizi yeniden düşünmeliyiz.

Unutmayalım ki, dünyanın neresinde olursa olsun vahdet bayrağı altında birleşen Müslümanlar aynı milletten olup sanki bir vücudun organları gibidir. Çünkü din kardeşliğinden daha güçlü ve kutlu bir başka bağ yoktur. Bu sebeple Müslüman yürekler Müslümanlara karşı daima sevgi ve muhab­betle atmalıdır. Çünkü hayat, ancak din kardeşleriyle birlikte yaşanırsa güzeldir.

 

 

 



[1] Ebu Davud, Edeb, 60.

[2] Müslim, Birr, 66.

[3] Buhari, İman, 7.

[4] Kur’an Yolu, D.İ.B. Ankara-2012, c: V, s: 93.