Aşkın Bir Adı Da Yorulmamaktır

Göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten kaçındığı bir emanetin yükünü taşıyor her birimiz:

“… Ve insan o emaneti yüklendi. ”

Yeryüzünün halifesi olmaya namzet yaratılan insanın imandan yana yaptığı tercihle yüklendiği kutsal bir sorumluluk bu.

Söz yüküne muhataplık geliyor sonra: 

“…Ağır bir söz.” 

Ağır ama kaldırmakta zorlanmayacağımız bir söz yükü var kalplerimizde. Dağlara indirilseydi huşu ile paramparça hale getireceği vahyin taşa bile can verecek ölçüde dirilten ve harekete geçiren etkisi insandan bir cevap beklemededir.

Biliyoruz: 

“Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.”

Yüklemez elbet, ama bizim yine de bizden öncekilere yükleneni kaldırmaya mecalimiz yok, bunun için:

“Bizden öncekilere yüklediğin ağır yükü bize yükleme!” deyişimiz bundan.

Takatimizi aşmayacak olana talip oluyoruz. 

“…Takat yetirmeyeceğimizi bize yükleme.” deyişimiz bundan.

O’nun yardımı olmadan, altında kalacağımızın farkındayız bütün yüklerin, nusretine muhtacız:

“Bize yardım et…”  deyişimiz bundan.

Yorulacağız besbelli; O, ayaklarımızı sabit kılmazsa:

“…Ayaklarımızı yolunda sabit kıl.” deyişimiz bundan.

Bilinç ve iç olgunluğa erişmezsek namazlarımız bile bizi yoracak:

“Huşu duymayanlara namaz ağır gelir.” 

Nifak endişesi olmazsa ayak sürünerek gidilecek namazlara.

“…Onlar namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar.”

Günahlar kalp ritmimizi bozarsa gönül yorulacak:

“… Kalpleri taştan bile daha katıdır.”

Her günah, hakikatle aramıza örülen duvarda bir taş gibi bizi Kitap’tan uzaklaştıracak, kalbimiz daha da katılaşacak belki Allah korusun:

“Onların kalpleri kaskatı kesildi.”

Gönüller taşlaşırsa cemaat yorulacak, samimiyet gidecek, güven yara alacak, kırgınlıklar artacak. Sohbetler, dersler, toplantılar, buluşmalar, konuşmalar… her tür faaliyet yoracak.  

 Kalbin çekim gücü zayıflarsa,  toplum yorulacak, parçalanacak ve dağılacak.

 “…Katı yürekli olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi.”

İmtihanın sırrı bu: Biz yorucu işlere talip olmakla mükellefiz. Ancak biliyoruz, yorulmamanın çaresini.  

İman en önemli güç kaynağımız, Üstad Bediuzzaman’ın diliyle söyleyelim:

“İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hadisatın tazyikatından kurtulabilir.” 

Tevekkül geliyor peşi sıra:

“Hasbunallah ve ni’me-l vekîl” diyoruz.

Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. 

Sabır ve namazla yardım istiyoruz Mevlâ’dan:

Rabbimiz buyurdu:

“Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin.”

Biliyoruz: 

“Allah sabredenlerle beraberdir.”

Üzülmek yok asla; çünkü Allah bizimle.

“Lâ tahzen innellahe meanâ”

Allah’la birlikte olduğunu idrak edenler, yorgunluk nedir bilmediler, bilmeyecekler. 

Ümit kesmek yok bu yolculukta.

“Lâ taknetû min rahmetillâh”

Allah’ın rahmetinden ümidini kesenler, merhametten ve bereketten mahrum kalırlar.

 …

Nicedir yorgun düştüğümüz işte bu şuurdan yoksun kalışımızda gizlidir. Bizde yorgunluk hissi uyandıran, içinde külfet barındıran nimetler değil. Bizi asıl yoran bencillik, hırs ve tamah; acelecilik ve tahammülsüzlük; beklentiler ve itibar, evet bizi asıl yoran dünya sevgisi ve ölüm korkusu.

Bir yorgunluk hali var üzerimizde besbelli, aşkımızı yitirdiğimizden mi acaba! Şair ne de güzel söylemişti oysa:

 "Aşkın bir adı da yorulmamaktır."

İmanî heyecanını, ibadet iştiyakını ve dava aşkını kaybetmeyen gönüller, yorulmak nedir bilmediler. Görüştük, biliştik, tanıştık hamdolsun.

Aşk ehli şahitler vardı aramızda, hayatı şahitlikle taçlanan ve şehadetle rızıklanan, vefakâr ve fedakâr yiğitler, önden gidenlerdi onlar. 

“Aşktı alınıp verilen,

Altın bir vakitti yaşadığımız,

Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki unutmadım.

Can oynanırdı evlerde

Yollarda, meydanlarda

Can alınıp can verilirdi

Hiç unutmadım.”*

Şimdilerde de birbirlerine akıl verenlere değil aşkını sunanlara ihtiyaç var. Yeniden o metafizik gerilimi yaşamak mümkün; yeter ki yüreğimizdeki parçalanmadan kurtulup vahdeti yakalayalım ve kalplerimiz bir olanda birleşsin; zira: “Allah bir göğüste iki kalp yaratmamıştır.” (Ahzab 33/4)

Evet, bir yürek parçalanmasıdır yaşanan. Yüreklerimizdeki pası silecek ve tutulduğumuz her ne ise bizi Hakk’tan, hakikatten, dertten, sevdadan, endişeden ve aşktan uzaklaştıran, cümlesinden arındıracak bir tevbeye ne kadar da muhtacız!

Bıkmadan usanmadan, küsmeden darılmadan, yılmadan yorulmadan aramaya devam etmeli ve imanlarımızı aşk ve endişeyle yoğurarak yenilemeli. Şairin çağrısına kulak vermeli:

“Haydi gel bir daha arayalım. 

Herkesin ve her şeyin uykuya durduğu bir vakitte.

Gürül gürül bardaktan boşanır gibi.

Yeryüzünü ve gökyüzünü,

Dünyanın bu yüzünü ve öbür yüzünü

Geceyi ve gündüzü dolduran,

Yüreğimizi kuşatan 

O Kitap’tan okunanı.”*

“Bir insanı diriltmek, bütün insanlığı diriltmek gibidir.” (Maide 5/32)

 Kalbi diri olmayanların diriliş eri olması mümkün gözükmüyor.

* Erdem Bayazıt, Aşk Risalesi 

Yazar: