Medine Öncülerinden Hz. Es’ad bin Zürâre (r.anh)

İslâm ile beraber yeni, yepyeni bir toplum oluşmuştu. Bu toplum sevgi ve muhabbet üzerine kurulmuştu…

Mekke döneminde Mekkeliler, Mekke’de iç yapılanmalarını halletmişlerdi. Rasûlüllah Aleyhisselâm’ın temsilcisi olarak Yesrib’e gönderilen Hz. Mus’ab (ra), orayı Medine olarak hazırlamaya gayret etmişti. Akabe Biatleri ile başlayan yeni bir yapılanma ile Yesribliler de iç yapılanmalarını bir hayli ilerletmişlerdi. Ardından gelen hicret ile bu yapılanma zirveye çıkmış, yeni bir destan yazılmıştı. 

Bütün bu yeni oluşumlarda Medine öncülerinden biri olan Hz. Es’ad bin Zürâre (ra), hastalandı. Mescid-i Nebi inşaatı başta olmak üzere, Medine yapılanmaları devam ettiği için, mümkün mertebe hastalığını belli etmemeye çalıştı. Mescid-i Nebi inşaatının bir an önce bitmesini istiyordu. Bunun için canını dişine takmıştı. Fakat takatten kesilince inşaat alanına düşüp bayıldı. Kaldırıp evine götürdüler. Tedavisi için bizzat Peygamber Efendimiz ilgilendi. Ancak Hz. Es’ad, gittikçe ağırlaşıyordu. Öyle ki, birkaç gün içinde eriyip gitmişti. [1]

Hz. Es’ad bin Zürâre (ra), hastalığı ile pençeleşirken, evini ve çocuklarını düşünüyordu. Sürekli yanında yer alan ve her şeyini paylaşan hanımı Umeyra binti Suheyl bin Sa’lebe, yine hep yanındaydı. Sevgili kızları Kebşe, Habîbe ve Fürey’a da öyle…[2]

Bunların hali ne olacak diye düşünürken, yine Rasûlullah Aleyhisselâm ziyaretine geldi. Çok ağır hasta olmasına rağmen, kalkmak istedi. Rasûlullah müdahale edince, tekrar yattı. Bir yandan  acıyla kıvranırken, diğer yandan da derdini dile getirdi…

- Ailem, ailem yâ Rasûlallah! Ailem için çok endişeliyim!

- “Hiç merak etme ey Es’ad, onlar bana emanettir!”

- Evet, yâ Rasûlallah ailem ve kızlarım sana emanet!

- “Size gönderdiğim emanetim Mus’ab bin Umeyr’e sahip çıktınız. Ben de senin emanetlerine sahibim!” [3]

Rasûlullah Aleyhisselâm, herkese sahip çıkıyordu zaten. Buna rağmen Hz. Es’ad (ra), bunu bir de O’nun mübarek ağzından duyunca rahatladı.

Rasûlullah Aleyhisselâm’dan sonra, Hz. Mus’ab bin Umeyr başta olmak üzere, bütün Ashâb, onun iyileşmesi için çalışıyorlardı…

- Sen öncüsün ey Es’ad!

- Sen de öylesin ey Mus’ab!

- Medine’nin öncülerindensin sen! Mekke’de Dâru’l-Erkam neyse, Medine’de de Dâru’l-Es’ad öyle oldu. Dâru’l-Es’ad sahibi bir zatsın sen! İslâm’ın Medine’ye girişi ve yayılışından tutalım da, Rasûlullah ve Ashâbı’nın buraya hicretine kadar, her çalışmada senin çok büyük emeğin var ey Es’ad!

- Rasûlullah Aleyhisselâm seni bize göndermeseydi, bunların hiç biri olmazdı ey Mus’ab!

- Din Allah’ın dinidir ey Es’ad! Biz sadece vesileleriz! Ama herkes biliyor ki, senin yerin ve emeğin çok büyüktür!

- Bizi İslâm ile şereflendiren Allah’a hamd olsun! [4]

Hz. Es’ad bin Zürâre (ra), hastalanınca Mescid-i Nebi inşaatı bir an durdu. Bu kutsal inşaatın durmasına sebep olduğu için çok üzülen Hz. Es’ad, ağır hasta olduğu halde, kalkıp birkaç defa inşaata geldi. Fakat daha hiç bir şey yapamadan her seferinde düşüp bayılıyordu.

Evinde yatmasını söyleyen Rasûlullah Aleyhisselâm, Medine öncülerinden olan bu zât ile bizzat ilgileniyordu. Fakat bütün müdahalelere rağmen, Hz. Es’ad yakalandığı hastalıktan kurtulamadı. Mescid-i Nebi inşaatı bitmeden vefat etti… H. 1, Şevvâl; M. 623 Nisan. [5]

Medine öncülerinden Hz. Es’ad bin Zürâre’nin vefatına çok üzülen Rasûlullah Aleyhisselâm, onun cenazesini bizzat yıkadı, kefenledi ve namazını da kıldırdı. Kabrine kadar götürdü ve defin işlemlerinde de bulundu. [6]

Hz. Es’ad bin Zürâre (ra), hicretten sonra ilk vefat eden, cenaze namazı Rasûlüllah tarafından ilk kıldırılan ve Ensâr’dan Baki’ mezarlığına ilk defnedilen Sahâbe oldu. [7]

Medine öncülerinden Hz. Es’ad bin Zürâre (ra) vefat edince, Yahudiler ve münafıklar ileri geri konuşmaya başladılar. Bazıları çok daha ileri giderek, oldukça çirkin sözler söylüyorlardı…

- O adam eğer gerçekten Rasûlullah olsaydı, arkadaşını iyileştirirdi!

Zihinleri bulandırmak, Müslümanları tahrik etmek için, daha da ileri gidenler vardı. Bu çirkin sözleri duyan Rasûlullah Aleyhisselâm, her zamanki gibi yine çok net konuşmuştu…

- “Ben arkadaşımın bu durumuna karşı, bir fayda veya bir zarara kadir değilim. Ben de sizin gibi bir beşerim. Ancak bana vahiy geliyor!” [8]

Hz. Es’ad bin Zürâre’nin vefatı, bütün Sahâbîleri çok üzmüştü. Ama bunlar arasında biri vardı ki, üzüntüden nerede ise helak olacaktı. Öyle ki, arkadaşları uyarmak zorunda kaldılar…

- Hepimizi insanız ey Mus’ab, insan olmamız itibariyle de ölümlüyüz! Es’ad kardeşimiz de dünyalık ömrünü tamamladı ve âhiret âlemine intikal etti.

- Haklısınız kardeşlerim, hepimiz ölümlüyüz. Ama yine hepimiz biliyoruz ki, Medine’de İslâm’ın yayılması ve Yesrib’in Medine olmasında Es’ad bin Zürâre’nin payı çok büyüktür. Zor zamanlarda gecesini gündüzüne katan Es’ad kardeşimiz, rahat zamana erişemeden vefat etti diye üzülüyorum ben!

- Haklısın ey Mus’ab!

- Rasûlullah Aleyhisselâm, beni Medine’ye gönderdiğinde, Es’ad kardeşimizin evinde kaldım biliyorsunuz! Onun aile fertlerinden biri olmuştum âdeta.

- İslâm’ı anlatmak, Kur’ân okumak, namaz kıldırmak ve İslâm ile ilgili diğer işleri yürütmek için Rasûlullah’tan yetişmiş adam isteyen de Es’ad bin Zürâre idi, değil mi?

- Medine öncülerinin öncüsüydü o. Evet, teklifi yapan oydu. Teklifi yaptığı gibi, ortamı da hazırlamıştı. Her şeyi ile seviyeli bir duruş sergileyen Es’ad, bu işin seviye gerektirdiğini anlamıştı. Medine hayatım onunla başlamıştı benim!

- Es’ad bin Zürâre, evinin en kıymetli yerini İslâm için açtı. Daha doğrusu, kıymet verdiği şeye, en kıymetliyi vermiş oldu!

- Medine’ye İslâm, onun evinden ve yine onun himayesi ile yayıldı.

- Ey Mus’ab! Medine’ye varıp Es’ad bin Zürâre’ye misafir olunca, o günlerden kalan hatıra ve güzellikleri bize de anlatır mısın?

- Hangi birini anlatayım ki!

- İlk karşılaştığın şeyleri anlat!

- Hepinizin bildiği ve az önce de konuştuğumuz gibi, Rasûlullah’tan adam isteyen Es’ad bin Zürâre idi. Rasûlullah Aleyhisselâm beni Medine’ye gönderince, beni orada yine Es’ad karşıladı. Rasûlullah Aleyhisselâm’ın temsilcisiyim diye çok özel muamele etti bana. “Burası senin evin olacak artık” diyerek, evinin en güzel yerinde misafir etti. Es’ad kardeşim ile ilk konuşmamızı paylaşayım sizinle…

- Ey Mus’ab! Şehrimize hoş geldin. Evimize hoş geldin. Hepsinden önce gönlümüze hoş geldin! Gördüğün gibi şu geniş salon, bizim hem mescidimiz ve hem de toplanma yerimiz olacak inşallah! Elimden geldiği kadar da, yardımcı olmaya çalışacağım sana!

- Buna eminim!

- Medine’yi adım adım dolaşıp, eli ayağı düzgünlerden başlamak üzere, yetişebildiğim kadar insanı getireceğim buraya inşallah. Yani muhatap bulmakta zorlanmayacaksın.

- Öyle görünüyor.

- İslâm’ı sen anlatırken, gelenlerin ihtiyaçlarını da ben karşılamaya çalışacağım inşallah. Duruma göre bazen yatılı da yapabiliriz. Bu durumlarda yine misafirlerimizin her türlü ihtiyaçları bana ait olacak.

- Allah senden razı olsun!

- Öncelikle mü’minleri çağıracağım. Sonra meraklıları davet edeceğim! Her birine uygun ortamlar oluşturdukça, hanımları ve çocukları da çağıracağım. Burası bir eğitim merkezi olacak.

- Bundan sonra burası “Dâru’l-Es’ad” olarak gibi görünüyor!

- Güzel ifade ettin ey Mus’ab, burası artık Dâru’l-Es’ad olacak inşallah! [9]

- İlk konuşmamız böyle olmuştu. Es’ad kardeşim, organize yaparken, ben de hocalık yapıyordum. Dâru’l-Es’ad, çok işlevli bir kurum halinde çalışıyordu. Bu sayede Yesrib beldesi, Medine şehri haline geldi. Bildiğiniz gibi, ciddi iş ciddi plânlama istediği gibi, ciddi kişiler de ister.

- İşte bu ciddiyetledir ki, Yesrib, Medine oldu!

- Elhamdülillah!

Hz. Es’ad bin Zürâre’nin vefatından sonra, aradan pek zaman geçmemişti ki, Neccâr oğullarından bir heyet Rasûlullah Aleyhisselâm’ın yanına geldiler…

- Ey Allah’ın Rasûlü! Bildiğiniz gibi, Es’ad bin Zürâre, bizim temsilcimizdi. Vefatı ile yeri boşaldı. Onun yerine bize yeni bir temsilci tayin eder misiniz?

Her şeyiyle örnekler örneği olan Rasûlullah Aleyhisselâm, yine gönülleri tutuşturan bir ifade kullandılar…

- “Siz benim dayılarımsınız (annesinin dayıları idiler). Bundan dolayı sizin nakibiniz, temsilciniz benim!” [10]

Neccâr oğulları, buna sevindikleri gibi hiçbir şeye böyle sevinmemişlerdi. Öyle ya, bundan büyük şeref olur muydu?

Rasûlullah Aleyhisselâm, sözünün eriydi. Hz. Es’ad bin Zürâre’nin aile efradına sahip çıktı. Hz. Mus’ab da sahiplenenlerin başındaydı…

- Onlar benim ailemdirler!

Hem böyle diyor ve hem de ailece sürekli onları görüp gözetiyordu. Sevgili hanımı Hamne binti Cahş ve biricik kızı Zeyneb ile beraber, Es’ad kardeşinin aile efradını hiç yalnız bırakmıyordu.

Hz. Es’ad bin Zürâre (ra), dört yıl bile sürmeyen kısa zaman dilimi içine, ne kadar çok şey sığdırmış, ne büyük işlere imza atmıştı.

Peygamberimiz Aleyhisselâm, bütün Sahâbîler’ine çok düşkün olduğu gibi, vasiyet ya da emanet edilmese de, onların çoluk çocuklarına da sahip çıkardı.

Yesrib’in Medine oluşunda büyük emeği olan Hz. Es’ad bin Zürâre’nin aile efradına öyle sahip çıktı ki, Medine’nin en rahat ve en huzurlu ailesi onlardı. Kızlarını çok iyi bir şekilde yetiştirdiği gibi, ileriki yıllarda üçünü de evlendirerek, huzurlu birer aile oluşturdu. [11]

Müslüman olarak her birimiz mükellefiz. Mükellef de, mükellefiyetini mükellef olduğu an yerine getirir. Bu hepimizin görevidir. Ya organize yapacağız, ya destek olacağız, ya da organize olacağız!

Hz. Es’ad (ra), evinin en güzel, en geniş ve en kullanışlı odasını Hz. Mus’ab (ra) ile beraber, İslâmi hizmetlere açmıştı.

Bizim evlerimiz neye ya da nelere açık?

Biz evlerimizin en iyi yerlerinde neler yapıyoruz?

İslâm’dan önce, Yesrib’in evlerinden herhangi bir ev olan Es’ad bin Zürâre’nin evi, İslâm ve Mus’ab ile beraber Dâru’l-Es’ad oluyor! Önceleri pek bilinmeyen bu ev, İslâm ile beraber Yesrib’i Medine yapacak bir kurum haline geliyor!

Bizim evlerimiz, gerçek işlevlerine ne zaman kavuşacak acaba?

Her şeyden önce Peygamber Efendimiz’in ümmeti olarak, O’na layık bir ümmet portresi çizebiliyor muyuz?

Sallallahu aleyhi ve sellem



[1] İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, c. 2, s. 86-89.

[2] İbn Hacer Askalânî, el-İsâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe, c. 4, s. 2464, 2593, 2617; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe, c. 5, s. 60, 210, 240; Zehebî, Tecrîd-u Esmâi’s-Sahâbe, c. 2, s. 257, 293, 299.

[3] İ. H. Ünal, Diyanet İslâm Ansiklopedisi, “Es’ad bin Zürâre” mad, c. 11, s. 352.

[4] İbn Abdilberr, el-İstiâb fî Ma’rifeli’l-Ashâb, c. 1, s. 82-84.

[5] İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, c. 3, s. 608-612.

[6] M. Mustafa el-A’zamî, Kitâbü’n-Nebî, s. 32-33.

[7] Cennü’l-Baki’ mezarlığına muhâcirlerden ilk defnedilen Sahâbe de Osman bin Maz’ûn hazretleridir. Bedir savaşı esnasında Hz. Osman bin Maz’ûn hastaydı. Hicretten otuz ay sonra vefat etti. Cenaze namazını Peygamber Efendimiz kıldırdı. Baki’ kabristanına defnedildi.

[8] Ebû Dâvûd, Sünen, Salât 210.

[9] Zehebî, Siyeru A’lâmü’n-Nübelâ, c. 1, s. 299-304.

[10] Ahmed bin Hanbel, el-Müsned, c. 4, s. 138.

[11] Hz. Es’ad bin Zirâre’nin kızlarından Habîbe’yi, Hz. Sehl bin Hüneyf ile Füreya’yı, Hz. Nübeyd bin Cabir ile Kebşe’yi de, Hz. Abdullah bin Ebû Habîbe ile evlendirdi. Muhammed Emin Yıldırım, Hazreti Peygamber’in Albümü, s. 395.

Yazar: